Gönderen: adalarpostasi | 22 Şubat 2026

“Bir Gönüllü Hemşirenin Ardından”

“Bir Gönüllü Hemşirenin Ardından”

Vefatının 50. sene-i devriyesinde Lütfiye Şevket Katırcıoğlu‘nun aziz hatırasına saygıyla…

Lütfiye Şevket Katırcıoğlu (30.09.1900-17.02.1976)

Emine Çiğdem Tugay, “Emirgân ve Atlı Köşk’te Zaman…”, Boğaziçi’nde Bir Hânedan: Kavalalı Mehmed Ali Paşa Ailesi Konferans Serisi-10, SSM, 09.06.2018.

[…] [Burada yeri gelişmişken Emirgân tarihi açısından gereğince anmadan geçemeyeceğim bir şahsiyete dair esaslı bir parantez açmakta fayda var. Son Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa ile eşi İkbal Hanımefendi’nin kızları Prenses Şevket Hanımefendi; Mahmud Muhtar Paşa ile Prenses Nimetullah’ın oğulları Ömer Muhtar Katırcıoğlu’yla 5 Mayıs 1923’te Moda’da ebeveynlerine ait Mermer Konak’ta evlendiklerinde; halası Prenses Nimetullah Tevfik’le evli olan kuzenleri Prens Kemaleddin Hüseyin —ki Hıdiv Abbas Hilmi Paşa yerine tahta geçen Sultan Hüseyin’in oğludur— düğün hediyesi olarak çifte, Hıdiv İsmail Paşa tarafından vaktiyle Prenses Fatma’ya tahsis olunan derken bir diğer kızı Prenses Emine Azize’ye miras kalarak, ondan da kendisine intikal eden “Hazne”siyle meşhur Pembe Yalı ve ardındaki koruya değin uzanan arsasını hediye etmiştir.

Metruk bir halde bulunan Pembe Yalı’nın yerine kagir yeni bir ev yaptırılır. Ömer Beyefendi’nin vereme yakalanıp son çare olarak gittikleri Viyana’da Temmuz 1935’te vefatının ardından iki küçük kızıyla birlikte Emirgân’daki evlerine dönen Şevket Hanımefendi 17 Şubat 1976’daki vefatına değin de Emirgân’da ikâmet etmiştir.

Kızılay’ın II. Dünya Savaşı nedeniyle 1941’de açtığı “Gönüllü Hastabakıcılık Kursu”na ilk sıralarda kaydolup sertifika alarak; dört sene kadar Haseki Hastanesi’nde başhekim Operatör Avni Bey’in idâresindeki Dördüncü Kadın Cerrahî Koğuşu’nda gönüllü hemşirelik yapmış ardından da Emirgân’da evvela camii içindeki bir odada bilahare Çarşı Caddesi’ndeki mütevazi evinde açtığı hasta odasında hayatı boyunca bilabedel hastalara hizmet vermiş.

Şevket Katırcıoğlu, Emirgân’da evindeki hasta odasında.

Haftada iki veya üç gün gerekli masraflarını finanse ettiği Belediye hekiminin geldiği hasta odasına her sabah erkenden giderek iğnesi olanın iğnesini, yarası olanın pansumanını yapmış, akıl soranlara sağlık yönünde danışmanlık yanı sıra gelemeyen hastaların evlerine giderek, kimine ihtiyacı olan ilaçları götürürmüş, kimine enjeksiyon yaparmış.

Günün birinde yan komşuları olan akrabası Prenses İffet sandalla Şevket Hanımefendi’nin yalısının önünden geçiyormuş; yanındakine yalıyı gösterip “Prenses Şevket’in evi,” demiş. Sandalcı: “O Prenses Şevket değil; o Hazret-i Şevket,” deyivermiş![1]

Diplomalı ilk Türk Kadın Hemşiremiz, Türk Hemşireler Derneği’nin kurucularından olup on sekiz yıl süreyle başkanlığını yapan Esma Deniz,[2] “Bir Gönüllü Hemşirenin Ardından (Şevket Katırcıoğlu Hanımefendi)” başlıklı yazısında tevazu içindeki mütevazi kişiliğine işaretle, 1947’de Mısır’da kolera salgını olduğunda Türkiye’den gönderilen sağlık ekibinde yer alan Şevket Hanımefendi’nin oradaki hizmetlerinden de bahseder.[3]*

Biz burada parantezi kapayıp Mısır’dan yine Emirgân sâhilhâneleri ve mukimlerine geri dönelim.]

Ve bu arada da 1935’lerde bu komşu yalıda mukim Baby’yi de anmadan geçmeyelim! Küçük yaşta babalarını kaybeden çocuklar oyalansın diye Şevket Hanımefendi’nin şoförü yolda bulduğu yavru ayıyı alıp getirmiş, gel zaman git zaman sahilden geçen rüzgârda çarşafları havalanmakta olan hanımları kovalamaya ve asıl pençesinin kuvvetinin farkında olmaksızın evde çalışan kızlardan birini yere serince de Emirgân’dan Heybeliada’ya Bahriye Mektebi’ne nakille maskotu oluvermiş! […]


[1] Zehra Kadriye Tugay, Hatırladıklarım, İstanbul (1999)18-19, yayımlanmamış hâtırat.

[2] Esma Deniz: 1902 yılında Kavala’da doğan 1997 senesinde hayatını kaybeden Esma Deniz, hayatını hemşirelik mesleğine adamıştır. 1922’de Bugün Çamlıca Kız Lisesi olarak bilinen Çamlıca İnâ Sultanânisi’ni, 1924 yılında Amiral Bristol Hemşirelik okulunu bitirmiştir. 1924’de Amerika’da New York Columbia Üniversitesi, Teachres Colege’e gitmiş 1930 yılında yurda dönerek hemşireliğini sürdürmüştür. 1943 yılında açılan Türk Hemşire Derneği’nin kurucularından olup bu derneğin 18 yıl süreyle başkanlık görevini üstlenmiştir. Türk hemşirelerini Uluslararası Hemşireler Birliği’nde temsil etmiş, Kızılay Özel Hemşirelik Lisesi’nin kuruluş aşamalarında görev almıştır. Esma Deniz, 73 yılını hemşireliğe adamıştır.

[3] Esma Deniz, “Bir Gönüllü Hemşirenin Ardından (Şevket Katırcıoğlu Hanımefendi…), Türk Hemşireler Dergisi 2 (1980)56-59.

* © Bu yazıda kullanılan fotoğraf ve belgeler Mehmet Selim Tugay Aile Arşivi’nden alınmıştır, tüm yayın hakları saklıdır; tamamı ya da bir bölümü yazılı izin alınmaksızın herhangi bir yolla kopyalanamaz, çoğaltılamaz, basılamaz, yayımlanamaz.




*Esma Deniz, “Bir Gönüllü Hemşirenin Ardından (Şevket Katırcıoğlu Hanımefendi…), Türk Hemşireler Dergisi 2 (1980)56-59.

Bir Gönüllü Hemşirenin Ardından

Şevket Katırcıoğlu Hanımefendi…

Esma DENİZ (*)

Bu satırlarda 1940’lardan yakın bir zamana kadar gönüllü hemşire olarak hastalarımıza bakmış ve Türk Hemşireler Derneği’nin çalışmalarını uzun süre desteklemiş bulunan, hemşireliğimizin gerçek dostu sayın bir hanımefendiden, Prenses Şevket Katırcıoğlu’ndan söz etmek istiyorum. Aramızda olsaydı bu girişime asla cesaret edemezdim çünkü tevazu sözcüğünün tam anlamıyla mütevazı bir kişiliği vardı, kendinden, yaptıklarından söz edilmesini istemezdi, bu tür davranışlardan hoşlanmadığını soylu kişiliğine özgü bir ciddiyet içinde bizlere belirtmişti ve bu böyle oldu. Belki bu nedenledir ki, vefatı üzerinden dört yıl geçmiş olmasına rağmen, hiçbirimiz onun güzel hizmetlerini dile getiremedik, şükran borcumuzu yapamadık.

Şevket Hanım 1900 tarihinde Kahire’de dünyaya geldi, Mısır Hanedanı’ndandı, Hıdiv Abbas Hilmi Paşa’nın kızı idi, bir prensesti ama böyle hitap edilmekten asla hoşlanmazdı: “Bırakın Allah aşkına şu prensesliği, bana sadece Şevket deyin,” derdi. Çocukluk ve gençliğinin kimi yıllarını Boğaziçi’nde mehtabıyla ün yapmış Bebek’te, bugün Mısır Sefareti’nin yazlığı olan Valide Paşa Yalısı’nda ve Karadeniz’den Marmara’ya kadar Boğaz’ın mavi sularını tüm kıvrıntıları, renkleri ve nağmeleriyle tepelerden gören ve duyan [Çubuklu’da] Hıdiv Köşkü’nde geçirmişti.

Şevket Hanımefendi’yi İkinci Dünya Savaşı’nda tanıdım; savaş nedeniyle Kızılay Hemşire Okulu’nda açmış olduğumuz Gönüllü Hastabakıcı­lık Kursu’na ilk yazılan hanımlardan biriydi ve: “Ne olur ne olmaz efendim, bir şeyler öğrenelim sırası gelince faydamız olsun,” demiş teori ve pratik tüm derslere dört elle sarılmıştı. Kurs bittikten ve sertifika aldıktan sonra da: “Ben bir hastanede çalışmalıyım, faydalı olayım,” diyerek Haseki Hastanesi’nde, Dördüncü Kadın Cerrahi Koğuşu’nda çalışmıştır. Burası 3 sobalı, bol pencereli, başlıca görünümüyle bir yüksek bir koğuş; Şevket Hanım burada işe başladı. Koğuş temiz ve düzenli, hastalara hizmet sunan personel birbirine saygılı, insana itimat ve huzur telkin eden bir hava yaşanmakta… Koğuş hastalarla dop dolu, yatak takımları temiz ve hastalar görünümde bakımlı. Kızılay Hemşire Okulu’ndan uygulama için her gün gelen öğrenciler yanlarında Talim Hemşiresi olmak üzere, sessizce birer pervane gibi hastaların etrafında, yanında ihtiyaçlarını karşılamakta… Hastanenin personelinden de çalışan var tabii… Ve Şevket Hanım hastalara bakım sunan bu insanlar arasında mutluluğun doruğuna varmış bir ruhla hastalara bakıyor, yemeklerini yediriyor, sürgülerini veriyor, çiçekleri tazeliyor, kolunda Kızılay bandı tertemiz üniforması ve bu tür çalışma âdeta hayatında ulaştığı en yüksek bir mertebe olmuş gibi. Şimdi bu noktada o günlerde hastanede değerli Baş Hemşiresi Sn. meslekdaşım Şerife Kartopu’nun düşüncelerini nakletmek istiyorum. Sn. Baş Hemşire: “Şevket Hanım cidden büyük bir hanımefendiydi, hastanemize maddi ve manevi büyük yardımları dokundu. O büyük insan Kâbına varılamaz, içten gelen bir istekle hastalara bakardı, her şeylerine koşardı, altlarını temizler, yemeklerini yedirir, giydirir, sularını içirirdi. Hastaneye ilaç, pamuk, sargı, şırınga hediye ederdi, hatta İsviçre’den Rekor şırıngalar getirtmişti. Başhekim kendilerinden takdirle bahsederdi. Yıllar sonra da ben İstinye’deki hastanede çalışırken Emirgân’dan bizi ziyarete gelir, gereken yardımları yapar, bizlerle Başhekimle konuşurdu,” diyor.

Bir gün ikindi vakti Haseki Yokuşu’ndan okula doğru yürürken, Şevket Hanım da hastaneden Aksaray’a doğru iniyordu; selamlaştık, nereye gittiklerini çekinerek sordum, “Bir hastam simit istedi, biri de bazı şeyler, onları alıp döneceğim,” diye cevaplandırdı; biraz çekingen ve mahzun bakışlarında bu büyük insanın şefkat dolu pınarlarına şahit olmuştum. Haseki’deyken birlikte çalıştığı öğrencilerle arkadaş gibiydi, onları dinler, mesleğin kudsiyetinden ve memleket için öneminden bahsederdi.

Bunlar arasında bugün emekli bir hemşire olan meslekdaşım Bn. Sulhiye’yi dinledim, dedi ki: “Kendisini çok sayardık ve severdik, disiplinli bir Hanımefendi idi, kendisinden hem çekinir, hem de rahatça konuşabilirdik. İyi bir dost idi, okuldaki derslerimize gecikmeyelim diye bize ‘Bırakın bu işleri ben yaparım, sürgüleri veririm,’ der bizi vaktinde okulda olmaya teşvik ederdi. Derneğin balo biletlerini, dergilerini satardı, her hususta yardım ederdi. Yalnız Haseki’de değil Emirgân’da açmış olduğu dispanserde de hastalara bakar, onların evlerine kadar giderdi.”

Meslekdaşım Sulhiye Hemşire’nin bahsettiği bu muayenehane önceleri Emirgân Camii içinde küçük bir oda idi, ayrıntılarını pek hatırlayamıyorum ancak burada part-time çalışan bir hekimin gerekli masraflarını finanse ettiğini biliyorum. O sıralarda ben Kızılay Hemşire Okulu’nda görevli idim ve ancak Cumartesi günleri nadir olarak da hafta içinde bir sabah Emirgân’a gider çalışmalarında yardım ederdim, bazan da Emirgân’ın yukarı mahallelerine, fıstıklı tepelerindeki evlerde yatan hastalar olurdu, buralara giderdik; kimine ilaç götürür, kimine enjeksiyon yapardık, hekimin tavsiyesine göre. Bir ara cami içindeki odayı bırakmak gerekti; o zaman da Emirgân Çarşı Caddesi’ndeki mütevazi evini dispanser olarak kullandı.

Hemşirelerimizden Enise Ekin de bu konuda şöyle konuşuyor: “Biz Haydarpaşa Hemşire Okulu’ndaydık, bir gün Şevket Hanım geldi, bir işçiye keten tohumu lapası uygulanacakmış, nasıl yaptığımızı kendisine göstermemizi istedi, biz de yaptık, öğrendi, düşünün bir kez, bunu öğrenmek için ta Emirgân’dan kalkıp bize gelmişti. Şevket Hanım çok iyi bir insandı, o kadar ki hasta istiyor diye, ta Mısır’dan çilek getirmişti, çok merhametli idi.”

Şevket Hanım çalışanları çok takdir ederdi, onlara çiçek getirir, hatta yorgun bir hemşireye dinlensin diye “Bugünlerde çok yoruldunuz, düşündüm, sırtınızı dinlendirirsiniz diye size bu yastığı gönderdim,” notu ile yastık yollamıştı. Kimi zaman öğrenci hemşireleri, hemşireleri Emirgân’daki evine çaya, yemeğe davet ederdi.

Türk Hemşireler Derneği’nin çalışmalarıyla yakından ilgilenirdi. Bildiğiniz üzere Türk Hemşireler Derneği 3 Temmuz 1943’te yeniden organize edildikten sonra bir süre, 16 Temmuz 1952 tarihine kadar seyyar durumda çalışmakta idi, belli bir yeri yoktu, dosyaları Kızılay Han’daki bir dolapta durur, toplantılarımız değişik odalarda yapılırdı, bu durum tabiatıyla planlı çalışmaya elvermiyordu, oysa 1949 yılında Türk Hemşireler Derneği Uluslararası Hemşireler Federasyonu’na (ICN) resmen asil üyeliğe kabul edilmişti; bunun anlamı çok büyüktü hemşirelerimiz için, hemşireliğimizin gelişmesi için programlı çalışmak lazımdı, yeni bir yer almamız o günlerde olanaksızdı, paramız yok derdimiz tanıyan da yok gibi idi. İşte böyle bir durumda Sn. Şevket Hanım bize yardım elini uzattı; Şişli, Halâskârgazi Caddesi’ndeki 293 No.lu (bugün Site Sineması’nın bulunduğu yer) evin ilk katını geçici olarak bize verdi; 6 sene burada kira, ısı, aydınlık ve diğer masrafları hiç düşünmeden çalıştık, gerek ulusal gerekse uluslararası programlar hazırladık, bir ara iki yıl kadar bu lokalde hemşirelerimize İngilizce kursları bile açtık, burası öğrencilerimize, yerli ve yabancı hemşirelere, zamanın büyüklerine açıktı; Merhum Sn. Dr. Adnan Adıvar, Sn. Dr. Nihat Reşat ve ICN’den gelen ünlü bazı delegeler (İsveç’ten Miss Gerda Höjer, ICN Genel Sekreteri Miss Daisy C. Bridges…) hemşirelerimizle bu evde bu Dernek katında tanıştılar, bizlerle fikir değiş tokuşunda bulundular hemşirelik üzerine. Sn. Dostumuz Şevket Hanım binayı bize vermekle kalmadı, Dernek’le ilgili programlarda, sosyal yönden yardımlarını esirgemedi; memleketimize gelen delegeleri sırasında gezdirmek, ağırlamak ve Türk konukseverliğine uygun bir şekilde uğurlamak hususunda elinden geleni esirgemedi, herkese karşı Türk hemşiresinin iyi olduğunu ima etmek isteyen bir hali vardı.

1947 yılında Mısır’da kolera salgını olmuştu, memleketimiz Mısır’a bir sağlık ekibi gönderecekti, bunu duyan Şevket Hanım yaşamında asla yapmadığı bir girişimde bulundu; sağlık ekibine katılıp koleralılara bakmalıydı, bu istek içinden âdeta taşıyordu, bunun için de ilk defa iltimas istedi ve büyük yerden gelen bir emirle Şevket Hanım ekibe alınmış oldu. Bu büyük salgın esnasında Mısır’da çıkan Ahbar el Yevm Gazetesi elime geçti, metnin Türkçesi şöyle:

“Mısır’daki Ceuvre Mohamed Ali Cemiyeti azaları koleralı hastaları ziyarete gittikleri zaman Türk ekibinde hastalara bakan bir hemşire, bayanlardan birinin dikkatini çeker ve aralarında şu konuşma geçer:

— İsminizi öğrenebilir miyim?
— Lütfiye Şevket.
— Babanızın ismi?
— Abbas Hilmi.

Mısırlı bayan bunu duyunca şaşırır. Karşısındaki son Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa’nın kızı Prenses Şevket’tir. Kendisi 1900 senesinde Kahire’de dünyaya gelmiş ve babası hal edildiğinden beri İstanbul’da yaşamaktadır.

Konuşma devam eder:

— Nasıl oluyor da Mısır’da bulunuyorsunuz?
— Gayet normal; Türkiye her nekadar vatanımsa da doğduğum topraklar da ikinci vatanımdır.
— Neden bu salgında öbür memleketler hemen yardım ve sağlık ekibi yolladığı halde Türkiye’den en son yardım gelmiş oluyor?
— Türkiye salgın başlar başlamaz Mısır Hükümeti’ne müracaat edip yardım teklif etti. Cevap ancak bir ay sonra verildi, o sebeple geç gelebildik.
— Burada göreviniz ne?
— Ben hemşireyim, bütün hemşireler gibi çalışıyorum. Devamlı olarak hastaların hizmetindeyiz.”

Şevket Hanım, Türkçe’den başka Fransızca, Almanca ve Arapça dillerini mükemmel biliyordu. Arapça bildiği için aynı zamanda tercümanlık yapmış, bu suretle Türk elemanlara yardımcı olabilmiş ve hastalarla da kolaylıkla anlaşabilmişti. Bu çalışmalar vesilesiyle o zaman Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı olan Sayın Dr. Behçet Uz, Şevket Hanımefendi’ye aşağıya fotokopisini geçirdiğim mektubu göndermiştir:

Türk Hemşiresi’nin büyük dostu, büyük kalpli Şevket Hanım 1900 yılında Kahire’de doğdu, 16 Şubat 1976 tarihinde Emirgân’daki mütevazi evinde hayata veda etti; onun hizmetlerinden huzura ve şifaya kavuşanlar, Emirgânlılar mübarek na’şını eller üstünde toprağa, ebedî istirahatgâhına tevdi ettiler; büyük acı içimize çöktü ve içtenlikle okunan dualar Tanrıya yükseldi.


*Diplomalı ilk Türk Kadın Hemşiremiz Esma Deniz, Türk Hemşireler Derneği’nin kurucularından olup on sekiz yıl süreyle başkanlığını yapmıştır.

Older Posts »

Kategoriler