Gönderen: adalarpostasi | 15 Aralık 2020

Deniz Okulu’ndan 61 [148] yıl ön­ce [1872’de] çıkan tarih gibi ihtiyar

🔘 [Feridun] Kandemir, “Deniz Okulu’ndan 61 Yıl Ön­ce Çıkan Tarih Gibi İhtiyar”, ? Gazetesi, ?.?.[1933].*

Deniz Okulu’ndan 61 yıl ön­ce çıkan tarih gibi ihtiyar

«O zamanlar denizlerde İngiltere’den sonra bizdik, on üçü zırhlı olmak üzere altmış beş parçalık heybetli bir donanmamız vardı»

İpek gibi yumu­şak ve parlak bir ak çerçeve içinde, yetmiş sekiz yılın izlerini taşıyan ter­temiz bir çehre: 160. yıldönümü kutlulanan Deniz Harb Mektebi ve Lisesi’nin en eski mezunu ve bu mek­tebi Kasımpaşa’daki bir harabeden Hey­beli’deki bugünkü yerine getiren Patrone Mustafa Paşa’nın oğlu miralay mütekaidi Tevfik Gökmen [1855-19??].

— Şimdi Heybeli’den, mektebden geliyorum. Sizi hür­metle, muhabbetle andılar ve bugün orada bulunmayışınıza üzüldüler.

Deyişime, sevinç ile acıyı birleştiren bir gülümsemeyle cevap veriyor:

— Ah… Dizlerimde derman olsaydı da gidebilseydim…

Deniz Mektebi’ni 90 sene evvel [1843] Heybeli’ye yerleştiren, bugünün en kıdemli deniz zabiti mütekaid miralay Tevfik’in babası Patrone Mustafa Paşa merhum

Ve bir asra yakın zamanın elinde iki büklüm olmuş vücudunu göstererek hazin hazin içini çektikten sonra:

— Altmış bir sene evvel [1872] mektebden mezun olduğum gün on yedi yaşındaydım.

Diye söze başlıyor ve tarih gibi ihti­yar, tarih gibi uzaktan ancak işitilebilen bir sesle devam ediyor:

— O zaman da mektebimiz fevkalâ­de denebilecek bir mükemmeliyette idi. Yedi senelik olan Heybeli Mektebi’ne rüşdiye mezunları alınıyordu. Biz girdi­ğimiz sırada bütün idadiler Galatasaray Sultanisi’nde birleştirildiği için gittik, üç sene orada okuduk. Tekrar Heybeli’ye dönerek dört sene sonra 25 kişi mezun olduk.

Arkadaşlarım arasında yaşayan bir ben kaldım.

Mektebi bitirince bizi Hüdavendigâr talim gemisine verdiler. Burada mekte­bimizden gelen Mister Astvitin riyasetindeki dört kişilik İngiliz muallim heye­ti de vardı.

Hüdavendigâr bizi Heybeli’den alınca Marmara’ya açıldı. Oradan Akdeniz’e çıktık. Selânik, Girid, birçok adalar ve Arnavudluk kıyılarını aşarak Venedik körfezine, sonra İtalya sahillerini gezerek Fransa’ya nihayet Malta’ya ve ta… Cibralta’ya kadar uzandık.

Cibralta’dan Afrika’nın şimalini, liman liman dolaşarak iki sene süren cidden is­tifadeli bir seyahat sonunda anavatana döndük. Seyahatimiz altı aydan fazla sürdüğü için dönüşte birinci mülâzim ol­duk.

Titreyen parmakları arasındaki, bıyık­ları henüz terlemiş, ceketinin kolları dört sıra sırma şeridle bezenmiş Aziziye fesli delikanlıyı göstererek:

— İşte o zamanki ben! diyen sevimli muhatabıma soruyorum:

En kıdemli mütekaid deniz zabitimiz miralay Tevfik birinci resim 61 sene evvel [1872] mektebden çıkarken son sınıf üniformasıyla; ikinci resim, mektebden çıktıktan dört sene sonra [1876] yüzbaşı kıyafetiyle

— O günlerde bahriyemiz ne âlem­deydi?

Başını biraz daha yüzüme yaklaştırıyor. Munis sesini duyuruyor:

— Denizlerde İngiltere’den sonra biz­dik. Fransızlar bizimle ancak atbaşı gi­debiliyorlardı. On üçü zırhlı olmak üzere korvetler, firkateynler, kalyonlardan mü­teşekkil altmış beş parçalık heybetli bir donanmamız vardı.

Ve yaşadığı eski günlerin binbir hatı­rasına dalan solgun bakışlarını sabit bir noktaya dikerek, kendi kendine konuşur gibi söyledi:

— Bunlarla dünyaya kafa tutuyor­duk, diyebilirim.

— Sonra nasıl oldu da…

Bu mukadder suali zaten bekliyormuş gibi ellerini açarak sözümü kesti:

— Sultan Hamid tahta çıkınca, ilk işi Kaptan Paşa’yı çağırtıp: «Donanmayı bağlıyacaksın, askeri de dağıtacaksın» demek oldu. Rasim Paşa Hünkâr’a iti­raz etmekten çekinmedi: «Donanmayı bağlarsam Devlet-i Osmaniye biter. Ben bu işi yapamam.» dedi. Hünkâr kısmı itiraz dinler mi? Rasim Paşa derhal az­ledildi. Yerine —bahriyemize bir rubu asır musallat olan— Bozcaadalı Haşan Paşa getirildi. O da donanmayı bağla­dı, askeri dağıttı. Ve eski bir yaranın acısıyla inler gibi:

— Bahriye de bitti… diyebildi.

İnziva köşesinde bile, azgın denizlerin daüssılasına doyamayan ihtiyar muhatabım:

— Ben o zaman Mes’udiye’de idim —diye devam ediyor— bütün gemilerle be­raber bizimki de tersaneye çekilmiş, kıç­tan kara bağlanmıştı. Gemiye dostlar alışverişte görsünler diye gider gelirdik. Asker de yoktu ki talim yaptırarak vakit geçirelim. Arkadaşlar baş başa verir, sabahtan akşama kadar çalçene sohbet ederdik. Böylece, o cânım donanma meşrutiyetin ilânına kadar uyukladı, yosunladı, paslandı, harab oldu.

— Meşrutiyet ilân edilince?..

— Osmanlı donanması da haraç mezad altmış bin liraya satıldı. Altmış beş parça gemiden sadece Mes’udiye, Asar-ı Tevfik, Feth-i Bülend, Avnullah, Muin-i Zafer, İclâliye, yeni Hamidiye ve Me­cidiye kruvazörleri ve beş altı parça da­ha alıkonmuştu.

Ve bir çocuk gibi içini çekerek, ken­dini unutulmuş ıstırablardan taze bir se­vincin kucağına bırakıyor:

— Ah evlâdım… Kim derdi ki ben bugünleri de görebileceğim. Kimin akıl ve hayaline gelirdi ki, biz Türk denizci­leri gene başımız yukarıda, alnımız açık, Akdeniz rüzgârlarına göğüslerimizi ge­rerek, «biz geldik» diyebileceğiz.

Bahtsız geçmiş bütün bir ömrün her türlü elemini bir anda unutarak, birden bir taze can bulmuş gibi dirilip, koltu­ğunda doğruldu:

— Ne mutlu bugünün Türk denizci­lerine!..

Yirmi bir senedir mütekaid ve köşesinde yapayalnız yaşayan en eski deniz adamımız, gözleri dolu dolu:

— Yazık ki diyor bugün onların arasında bulunamadım. Mektebimi, aziz yuvamı bir kere daha göremedim. Orası, benim gözümde sade mektebim olduğu için değil, fakat merhum babamın da bir aziz bergüzarı olduğu için, iki türlü mukaddestir.

Ve anlatıyor:

— 1870’te vefat eden pederim Patrone Mustafa Paşa, pek küçük yaşta İngiltere’ye tahsile gönderilmiş, orada İn­giliz donanmasında on üç sene çalışarak, hatta başlıbaşına İngiliz korvetlerinde süvarilik ettikten sonra İstanbul’a avdetinde Mekteb-i Bahriye Nâzırı olmuştu.

O zaman Bahriye Mektebi Kasımpaşa’da Zindanarkası’nda bir koğuşta yerleş­miş bulunuyordu. Bunu gören babam «Böyle Bahriye mektebi olmaz» diye mektebi Heybeli’ye götürmüştü.

Bir lâhza sustuktan sonra, gene acı dolu mâzinin kapkaranlık dehlizlerinde dolaşıyor:

— Ancak, bir aralık Kaptan Paşa olan zavallı babam da Sultan Aziz’in gazabına uğramaktan kurtulamadı ve sa­rayın bitip tükenmek bilmeyen zulüm ve işkencelerine dayanamayarak elli üç ya­şında can verdi.

En emekli denizcimize, Padişah ile Kaptan Paşa arasındaki bu ihtilâfın se­bebini soruyorum:

— İstibdadla, anarşi ile hürriyet ve kanunun çekişmesi… Meselâ ava pek meraklı olan Sultan Aziz sık sık Çekme­ce Gölü’nde dokuz çifte kayıklarla avlan­maya giderdi. Sığlığa rastgelip de kayık oturunca efrad paçaları sıvayıp suya da­lar, kayığı yüzdürürlerdi. İşte o zaman pek keyiflenen Hünkâr karşısındaki ne­ferlere: «Seni mülâzim, seni yüzbaşı se­ni de kolağası yaptım» diye bol keseden rütbeler verirdi. Babam da bu ve buna benzer çeşit çeşit münasebetsizliklere ta­hammül edemez, itiraz ederdi. Nihayet bir gün köpürerek:

— Defedin, bir daha gözüm görmesin bu Kaptan Paşayı… diyen Sultan Aziz mütemadiyen vesileler bularak haka­ret ve tazib ede ede pederimi genç dene­bilecek bir yaşta mezara götürdü.

Yetmiş sekiz yılın işliye işliye kurut­muş, buruşturmuş olduğu ellerini sıkarken, o yorgun gözlerini yumarak, bir dua gibi tekrar ediyordu:

— Ne mutlu bugünün Türk denizcilerine…

[FERİDUN] KANDEMİR


* Seneler senesi derlediği âdeta “Mâzî Cenneti” o muazzam kültür hazinesini İstanbul Şehir Üniversitesi vasıtasıyla meraklılarına sunan Taha Toros Beyefendi‘nin (1912-2012) aziz hâtırasına her daim hürmet ve sonsuz minnetle…
)O(


Feridun Kudret Kandemir (1895-1977)

Gazeteci-yazar (d. 1895, İstanbul – ö. 1977). Jön Türkler arasında Ağababa lakabıyla tanınan Bahriyeli Ali Fahri Bey’in oğludur. Feridun Fahri, Feridun Ferid imzalarını da kullandı. Ailesiyle birlikte sürgünde geçen yıllarda ilköğrenimini değişik yerlerde tamamladı. 1908’de Temmuz İnkılâbı ile İstanbul’a döndükten sonra Fransız Saint Michel Koleji’ni bitirdi. Hukuk öğrenimi için Dârülfünûn’a (İstanbul Üniversitesi) girdi. İkinci sınıfta iken Hande adlı bir dergi çıkardı. O sırada Birinci Dünya Savaşı’nın çıkması üzerine askerlik görevi için Hicaz Cephesi’ne gönderildi. Sonradan Millî Mücadele’ye katılmak için Anadolu’ya döndü ve Öğüt Gazetesi’nde çalıştı. Mustafa Kemal’in isteği üzerine Ankara’da ilk Büyük Millet Meclisi basımevinin kurulmasında hizmet verdi ve bu basımevinin müdürü oldu. Millî Hükümet’in ilk istihbarat müdürü olarak Trabzon, Batum ve Tiflis’te hizmet gördü. Hicaz ve İran’da çalıştı, 1927’de gazeteciliğe döndü. Millî Mücadele yıllarında İfham, Öğüt, Hakimiyet-i Milliye ve Varlık gazetelerinde, sonraki yıllarda İstanbul gazete ve dergilerinde sürekli yayımlanan röportajları ile tanındı. Merhaba, Dün ve Bugün ve Yakın Tarihimiz dergilerini çıkardı. Savaş anılarını da kitaplaştırdı.

ESERLERİ: Zindan Hatıraları (1930, yeni bas. Jön Türklerin Zindan Hatıraları adıyla, 1975), Şehit Kubilay (1931), Kendi Ağzıyla Rıza Tevfik (1943), Enver Paşa’nın Son Günleri (1955), Kâzım Karabekir (1948), İzmir Suikastının İçyüzü (1955), Atatürk’e İzmir Suikastından Ayrı II Suikast (1955), Cumhuriyet Devrinde Siyasî Cinayetler (1955), Siyasî Dargınlıklar (c. 1-6, 1955-1956), Hızla Kalkınan Türkiye: Konya (1957), Devlet Kuran Padişah: Osman Gazi (1958), Orhan Gazi (1958), Kosova Şehidi Murad Hüdâvendigâr (1958), Avrupa’yı Titreten Kahraman: Yıldırım Bayazit (1959), Mustafa Kemal, Arkadaşları ve Karşısındakiler (1964), İstiklâl Savaşı’nda Bozguncular ve Casuslar (1964), Kâzım Karabekir’in Yakılan Hatıraları Meselesinin İçyüzü (1964), Hatıraları ve Söyleyemedikleri ile Rauf Orbay (1965), Atatürk’ün Kurduğu Türkiye Komünist Partisi ve Sonrası (1966), İkinci Adam Masalı (1968), Fahreddin Paşa’nın Medine Müdafaası (1971).

HAKKINDA: Feridun Kandemir / Fahreddin Paşa’nın Medine Müdafaası (1971), Türk Ansiklopedisi (c. 21, s. 197-198), TDE Ansiklopedisi (c. 5, s. 141-142), TDOE –TDE Ansiklopedisi 5 (2004).


Sultan II. Abdülhamid (slt. 1842-1918), Mekteb-i Fünun-ı Bahriyye: Mekteb-i Bahriye-i Şahane Kapısı’nın haricen görünüşü, Sultan II. Abdülhamid Yıldız Sarayı Fotoğraf Koleksiyonu, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi.

bkz. “Heybeliada’da Vâki Mekteb-i Bahriye-i Şahane”, Adalar Postası-3021 (03.11.2020).


Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: