Gönderen: adalarpostasi | 02 Aralık 2018

“Çelik Gülersoy Kültür ve Sanat Merkezi” alanıyla ilgili ilk bilgiler…

“Çelik Gülersoy Kültür ve Sanat Merkezi” alanıyla ilgili ilk bilgiler…

Büyükada’da “Çelik Gülersoy Kültür ve Sanat Merkezi” adı verilen bir alanda Adalar Belediyesi’yle Milli Emlak Müdürlüğü arasındaki çekişmenin öğretici bir yanı olacağı belliydi ama bunun Uğur Mumcu’nun veciz ifadesiyle “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak”la da olmayacağı açıktı. Böyle durumlarda elindeki kartı göstermeyenin tuzağına düşmek kolay oluyor. Üstelik tartışma konusu kamu tasarrufuyla ilgiliyse oyunun açık oynanması, kartların saklı olmaması gerekiyor. Ülkemizdeki devlet, belediye vd.kamu kuruluşlarının, giderek her türlü kuruluşun —hatta şahıslar ve öğretmenleri de buna katabilirsiniz— geleneği eldeki bilgiyi saklayıp halka yalan söyleyerek —ki eksik bilgi de bu yalana dahildir— halkı kendi iktidarı ve otoritesinin çıkarına alet ederek siyaseten (yani boyun eğdirerek) yönetmek üzerine kurulu. Bizde olduğu gibi basın ve medya da her konuda cehalet yayma işini hakkıyla yerine getiriyorsa halkın kendi kendisini yönetimi demek olan demokrasinin de esamesi okunmaz oluyor. İşi halkı aldatmak olan siyasi partilerden medet ummak zaten abes. Oysa yorucu da olsa az çok çalışmayla bazı bilgiler elde edilebiliyor, en azından önce bilgi edinmenin peşine düşmek gerektiği aşikâr oluyor ve daha da önemlisi kamu kurum ve kuruluşlarının hal-i pür melali ortaya çıkıyor. Amaç elbette bu rezaleti sergilemek değil, amaç kendi kendimizi yönetebilir olmak ama bunun için bilgi edinip aldanmamak ilk adım olmak zorunda. Sonuç olarak Büyükada’da “Çelik Gülersoy Kültür ve Sanat Merkezi” adı verilen bir alanda Adalar Belediyesi ile Milli Emlak Müdürlüğü arasındaki çekişme bu örneklerden biri oldu. Ne yazık ki demek gerekiyor çünkü yukarıda saydıklarımız açısından iyi bir örnek olsaydı daha iyi olurdu. Aşağıda derneğimizin bu konuda ulaşabildiği ilk bilgileri okuyacaksınız. Umarız eksik olan bilgiler de en kısa zamanda ilgililerin gayretiyle tamamlanarak Ada halkına duyurulur.

Bu basit “alan tahsisi” nedeniyle Adalar için şu sorular önem kazanıyor:

Birincisi: Bu iki kurum arasındaki çekişmenin ya da ortaklığın tek nesnesi belediye tarafından “Çelik Gülersoy Kültür ve Sanat Merkezi” adı verilen bu parsel midir? Adalar İlçesi’nde İstanbul’un birçok ilçesinde olduğu gibi İstanbul’u terk eden, terk etmek zorunda bırakılan İstanbulluların, çoğu rum, ermeni, yahudi vd., kısaca gayrimüslim adı ya da azınlık adı verilen en hakikisi ve halisinden İstanbulluların mülklerinin işgal edildiği ya da çok değişik nedenlerle Milli Emlak ya da Vakıflar mülkü halen de hazineye geçerek “tahsis edilen” yerler neresidir, bunların “tahsis edilme” şekli nedir? Bu konu pekâlâ kamu zenginliğinin kime, ne için “tahsis edildiği”yle ilgili üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir konudur; kamu yönetimiyle ilgili çok önemli bir konudur.

İkincisi: Bu parselde tescilli olduğu halde “can ve mal emniyeti” gerekçesiyle bir alaca karanlıkta apar topar yıkılan ve aynen yeniden yapılması gerekiyor olmasına rağmen 10 yıldır yapılmayan bir tarihi eserin, bir kentsel kültür mirasının başına gelenden kim sorumludur? Bürokratik yazışmaların labirentinde bıktırıcı bir sürü açık ve kapalı açıklamalardan çıkacak sonuç herhalde “hiç kimse sorumlu değil çünkü herkes sorumlu” gibi bir zırva olmamalıdır. Bu basit “tahsis” olayı  daha başka nelerin göstergesidir? Böylesi kaç tarihi eser daha yok olmuştur, yok olmak üzeredir?

Üçüncüsü: Adalar İlçesi halkının elindeki en büyük zenginliğinin bu ilçenin tümüyle SİT alanı olarak korunuyor olmasına basın, medya ve siyasi partilerin duyduğu bu kasıtlı ya da kasıtsız ilgisizlik nedir?

Aşağıda okuyacağınız belgeler ve bunların özeti olan kısa bir kronoloji bunları düşündürüyor. Derneğimiz daha fazla bilgi edinebilirse bunları da ilçe halkına sunacak elbette.

Büyükada Çelik Gülersoy Kültür ve Sanat Merkezi alanıyla ilgili kısa bilgi (28.11.2018)

29 Mart 2009 yerel seçimiyle Adalar Belediyesi yönetimine 30 yıl sonra, ANAP ve AKP’den sonra ilk kez “sol cenah”tan bir parti olarak CHP geliyor: Mustafa Farsakoğlu dönemi.

30 Mart 2014 yerel seçiminde Adalar Belediyesi yönetimine yine CHP geliyor, bu kez belediye başkanı Atilla Aytaç.

İBB yönetimindeyse 27.03.1994 tarihinden beri RP ve bunun bir tür devamı olan AKP var kesintisiz.

Bu tarihleri akılda tutarak ve özellikle AKP’nin CHP’yi İBB ve hükümet üzerinden engelleme, yönlendirme vb. baskılarını da bilerek AKP etkisindeki İBB, valilik, Milli Emlak, kaymakamlık ve ilah kurumlar yanında CHP’li Adalar Belediyesi’nin devraldığı bir hazine arazisi tahsisinin bugüne kadarki hikâyesine bakalım.

Konuyla ilgili olarak 19 Ekim 2018 tarihinde “Adalar Kent Konseyi’ne tahsis edilen emlak meselesi” başlığıyla Adalar Postası’nda yayınlanan yazıdan hemen sonra İAKTVKD konuyla birinci dereceden ilgili üç kuruma, Adalar Belediyesi’ne, Milli Emlak Müdürlüğü’ne [resmî adı “İstanbul Defterdarlığı Anadolu Yakası Milli Emlak Daire Başkanlığı (Kadıköy Emlak Müdürlüğü)”] ve İstanbul 5 Numaralı Koruma Bölge Kurulu’na (bundan böyle kısaca “Koruma Kurulu” olarak anılacak) birer dilekçeyle başvurarak bilgi istedi.

Adalar Belediyesi bilgi vermeyi reddetti. Adalar Belediyesi’nin kamuyla ilgili bilgiyi kamudan saklama cüreti yeni bir şey değil. Bazı bilgileri gönderiyor, bazı bilgileri göndermedikten sonra üst makamlara şikâyet neticesinde uyarı aldıktan sonra gönderiyor, bazılarını pişkince göndermemiş oluyor çünkü uyarı süresi geçmiş oluyor vs. Özellikle zülfikâra dokunacağını düşündüğü bilgiyi kamudan saklama cihetine gidiyor CHP’li belediye yönetimimiz. Ve işte bu konuda da kamuya ait bilgiyi kamudan saklamak istediğini ilan etmekten de çekinmedi:

Derneğimizin 22.10.2018 tarihli dilekçesine Adalar Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik Müdürlüğü 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’nun 3. Bölüm 7. maddesi’ne işaret eden yanıltıcı bir cevap vererek kendisinden istenilen bilgiyi doğru olmayan bir gerekçeyle saklama yolunu seçti:

 “4982 Sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununun 3. Bölüm 7. Maddesinde “… Kurumve kuruluşlar, ayrı veya özel bir çalışma, araştırma, inceleme ya da analiz neticesinde oluşturulabilecek türden bir bilgi veya belge için yapılacak başvurulara olumsuz cevap verebilirler” denilmekte olup, bu kapsamda tarafınıza bilgi verilmemekte olduğu hususunda; Bilgi edinilmesini rica ederim.” İmza: Zeynep Gündoğan (İmar ve Şehircilik Müdürü) —asıl imza sahibinin Adalar Belediyesi Başkanlığı olduğu açıktır.

Oysa derneğimiz Adalar Belediye Başkanlığı’ndan elinde hazır bulunan bilgi ve belgeleri istemiştir. Dolayısıyla Adalar Belediye Başkanlığı’nın derneğimize ileteceği bilgi ve belgeler için yeni bir çalışma yapmasına gerek olmadığı gibi bu bilgi ve belgeleri derneğimize iletmesi 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu gereği yasal zorunluluktur.

Milli Emlak Müdürlüğü ise henüz hiçbir cevap vermiş değil, bekliyoruz.

Koruma Kurulu dilekçemize cevap verdi ve konuyla ilgili 34 sayfa belge gönderdi. Dilekçe ve yanıtı bu yazının ekinde okuyabilirsiniz.

Koruma Kurulu’nun gönderdiği belgelerle kurumlar arası birlikte ve birbirine karşı çalışma sahnesi bir hayli aydınlanıyor ama yeterli değil. Bu hikâyede 2010 yılında İstanbul’un Avrupa Kültür Başkenti olması önemli bir rol oynuyor ve özellikle bu işin içindeki İBB, Adalar Belediyesi, Adalar Müzesi ve Adalar Vakfı gibi oyuncular ellerindeki belge ve bilgiyi kamuya sunarak bu konuya daha fazla aydınlık getirmeli. Sadece kuruluşların değil bu oyuna kişi olarak katılanların da konuyla ilgili bildiklerini açıklamaları elbette iyi olacaktır. 2010 Avrupa Kültür Başkenti hikâyesinde Adalar’ın çok özel bir yeri var ama bu konu buradaki çerçeveyi aşacağı için başka bir fırsatta muhakkak diyerek şimdilik bu konuya girmiyorum.

Koruma Kurulu’nun belgelerini bu yazının ekinde ayrıntılı olarak inceleyebilirsiniz. Bu belgelerde benim dikkatimi çeken noktalara göre bu parselle ilgili gelişme tarih sırasına göre şöyle cereyan etmiş:

23.01.2008 tarihinde Milli Emlak AKP’li Adalar Belediyesi’ne hazine arazisini koşullu olarak 2 yıllığına tahsis ediyor. Tahsisatın yapıldığı bu tarihten belediye seçimini kaybedip yönetimden çekildiği 29.03.2009 tarihine kadar yani 14 aylık süre zarfında AKP’li belediyenin bu araziyle ilgili herhangi bir çalışması olduğuna dair hiçbir belge yok yani iki yıllık, 24 aylık sürenin yarısından çoğu olan 14 ayda tahsisat koşullarıyla ilgili herhangi bir çalışma yaptığına dair hiçbir belge yok eğer varsa en geç bu yazı üzerine AKP Adalar İlçesi yönetimi bu çalışmaların belgesini kamuya sunsun.

CHP 29 Mart 2009 yerel seçim sonucunda belediye yönetimini üstlendikten yaklaşık 9 ay sonra 14.12.2009 tarihinde 2 yıllık tahsis süresinin dolmasına 3-4 hafta kala Koruma Kurulu’na tahsis edilen parsel üzerindeki tescilli binayla ilgili rölöve, restitüsyon ve restorasyon projelerini sunuyor. Bu binanın restorasyonu 2 yıllık tahsisin kalıcı tahsise dönüşmesi için koşul.

15.02.2010 tarihinde Adalar Belediyesi Milli Emlak Müdürlüğü’ne geçici tahsisin kesin tahsise dönüştürülmesi için başvuruyor çünkü 14.12.2009 tarihinde Koruma Kurulu’na sunduğu rölöve, restitüsyon ve restorasyon projelerine Koruma Kurulu’nun izin vereceğini umuyor; bu başvuru tarihi 2 yıllık tahsis süresi bitiminden 3 hafta sonradır.

10.05.2010 tarihinde Koruma Kurulu tarafından “rölöve ve restorasyon”un uygun olduğu kararı alınıyor ancak Koruma Kurulu bir sonraki 05.07.2010 tarihli kararda bu ifadenin kayda yanlış (sehven) geçtiğini sadece rölövenin kabul edildiğini ve restorasyon projesinin uygun olmadığını bildirecektir!

05.07.2010 tarihinde Koruma Kurulu tarafından tescilli binanın rölövesi kabul edilmiş ancak restitüsyon ve restorasyon projeleri kabul edilmemiş ve yeniden başvurulması önerilmiş ama daha sonra 10.05.2010 tarihli restorasyona izin veren karardaki “yanlış yazım” düzeltilerek binanın yıkılabileceği kararı verildiği için Adalar Belediyesi binayı yıkabiliyor.

19.07.2010 tarihinde Koruma Kurulu’na yıkılan binayla ilgili tahsis süresinin aşılmış olması, Milli Emlak Müdürlüğü tarafından tahsisin iptali işleminin başlatılmış olması ve 2863’e aykırı yıkım ve yeni inşaat girişimi gerekçesiyle AKP Adalar İlçe yönetimi Adalar Belediyesi’ni Koruma Kurulu’na şikâyet ediyor ve Koruma Kurulu’nun suç duyurusunda bulunmasını istiyor —ve tabii böylelikle de ANAP ve AKP’nin Adalar’daki 30 yıllık belediye yönetimi süresi boyunca 2863’e aykırı işleri akla geliyor; bu ikilinin icraatlarının ayrıca incelenmesi ve kamuya açıklanması son derece önemlidir. Burada önemli nokta şudur: tescilli bina Koruma Kurulu kararıyla yıkılmıştır ama tahsis süresi dolduktan sonra ve tahsis süresi uzatılmamış olmasına rağmen. Öte yandan Adalar Belediyesi’nin tahsis süresinin uzatılması için Milli Emlak Müdürlüğü’ne müracaatı vardır, ancak bu müracaat tahsis süresi dolduktan sonradır ama Milli Emlak Müdürlüğü de bu dilekçeye cevap vermemiştir —bunun ne anlama geldiğini Milli Emlak Müdürlüğü ve idare hukukçuları açıklarsa öğreniriz.

19.07.2010 tarihinde Koruma Kurulu AKP’nin şikâyet dilekçesi hakkında Adalar Belediyesi’nden bilgi istiyor.

31.07.2010 tarihinde Adalar Kent Müzesi “ön açılışı” yapılıyor; Adalar Belediyesi yıkılan tescilli binanın arsasında portatif panolarla sergiler düzenlenmesini planlıyor ve bir de müze envanterinin saklanabilmesi için ekte fotoğrafları görülen “sökülebilir ahşap malzemeden” şeklinde tanımladığı ama ahşap olmayan malzemenin de kullanıldığı geçici bir yapı için izin verilmesini Koruma Kurulu’na bildiriyor. Koruma Kurulu’nun ve Milli Emlak’ın buna izin verdiğine dair bir belge mevcut değil, yasakladığına dair de bir belge mevcut değil.

02.08.2010 ve 09.08.2010 tarihlerinde Adalar Belediyesi meclisi Adalar Kent Müzesi için iki karar alıyor.

03.08.2010 tarihinde Adalar Belediyesi İBB’ye ve Koruma Kurulu’na restitüsyon ve restorasyon projelerini 14.12.2009 tarihinde sunduğunu ve 15.02.2010 tarihinde de kesin tahsis için Milli Emlak’a başvurmuş olduğunu bildiriyor ama 05.07.2010 tarihinde restitüsyon ve restorasyon projelerinin Koruma Kurulu tarafından kabul edilmemiş ve yeniden hazırlanması gerektiği kararına yer vermiyor ve nitekim 6 gün sonra da yeni restitüsyon ve restorasyon projelerini onay için Koruma Kurulu’na gönderiyor —Koruma Kurulu’nun derneğimize gönderdiği belgelere göre bu projelere bugüne kadar Koruma Kurulu tarafından onay verilmemiş, yıkılan tescilli bina eskisine uygun olarak yeniden inşa edilmemiş ve Milli Emlak Müdürlüğü de ne tahsis süresini uzatmış ne de kesin tahsiste bulunmuştur! Bu parsel bugüne kadar izin ve tahsisat belgeleri üzerinde boş arazi olarak kalmıştır!

09.08.2010 tarihinde Adalar Belediyesi Koruma Kurulu’na rölövesi daha önce kabul edilmiş olan restitüsyon ve restorasyon projelerini onay için yolluyor ama bu arada 2 yıllık tahsis süresinin bitimi üzerinden 7 ay geçmiş bulunuyor.

09.08.2010 tarihinde Adalar Belediyesi Milli Emlak Müdürlüğü’nün 23.01.2008 tarihli 2 yıllığına tahsis kararına —ki o tarihte belediye yönetiminde AKP vardır— ve Koruma Kurulu’nun 05.07.2010 tarihli kararına gönderme yaparak hazırlanmış restorasyon projesi için Koruma Kurulu’ndan izin istiyor.

13.09.2010 tarihinde Zabıta’nın tespiti üzerine AKP yönetimindeki İBB harekete geçerek Koruma Kurulu’ndan Adalar Belediyesi yönetimi ve çalışanları hakkında suç duyurusunda bulunmasını istiyor. Oysa tescilli köhne bina Koruma Kurulu’nun “can ve mal emniyeti” nedeniyle verdiği izinle yıkılmıştır.

16.09.2010 tarihinde Koruma Kurulu restorasyon projesine izin vermiyor yani Adalar Belediyesi’nin izin istediği ilk tarih olan 14.12.2009 tarihinden tam 9 ay sonra hazırlanan restorasyon projesine olumsuz cevap vererek; geçen zaman içinde 2 yıllık tahsis süresi de 23.01.2010 tarihinde dolmuş oluyor. Burada şu nokta önemli: Adalar Belediyesi hazırladığı projelerin dayanağı olarak 11.06.2005 tarih ve 25842 sayılı “Taşınmaz Kültür Varlıklarının Yapı Esasları ve Denetimine Dair Yönetmelik”in 10. maddesi kapsamını (http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2005/06/20050611-6.htm) gösteriyor oysa Koruma Kurulu projeleri ret kararının gerekçesi olarak KorumaYüksek Kurulu’nun 05.11.1999 tarihli ve 660 sayılı ilke kararına (http://www.kulturvarliklari.gov.tr/TR-44311/ilke-karari–karar-no-660–karar-tarihi-05111999.html) uygun olmamasını gösteriyor.

28.09.2010 tarihinde Adalar Belediyesi Koruma Kurulu’na parsel üzerinde Adalar Kent Müzesi’ne ait portatif  malzemeyle kurulmuş yapıların Koruma Kurulu’na sunulmuş olan restitüsyon ve restorasyon projelerine izin verildikten sonra kaldırılacağını bildiriyor ama nedense 12 gün önce Koruma Kurulu’un bu projeleri onaylamamış olduğuna değinmiyor.

17.01.2011 tarihli İBB belgesine göre 25.06.2010 tarihinde Milli Emlak Müdürlüğü 2 yıllık “ön tahsis”in kesin tahsise dönüştürülmesi konusunda yazışmaların sürdüğünü bildiriyor yani Adalar Belediyesi’ne tahsis süresinin bittiğini ve parseli boşaltması gerektiğini bildirmemiş, süreyi de uzatmamış, toleranslı davranıyor, Adalar Belediyesi’nin kullanımına göz yumuyor. Ama 3 ay sonra ne olduysa Milli Emlak Müdürlüğü 13.09.2010 tarihinde tahsisin iptal işlemlerinin başlatıldığını ve tescilli yapının yıkımıyla ilgili 2863 sayılı yasa kapsamında incelenmesi gerektiğini bildiriyor. Aynı yazıda İBB’nin Adalar Belediyesi’nin 10.11.2011 tarihli yazıyla istediği basit bakım ve onarım izninin verilemeyeceği ancak bu konuda kararın Koruma Kurulu’na ait olduğu bildiriliyor. (Neyin bakım ve onarımının istendiğini ise anlamak mümkün değildir!) İBB 2863 sayılı yasanın 13. maddesindeki devir yasağının geçerli olduğunu ileri sürmektedir.

31.01.2011 tarihinde Adalar Belediyesi, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nden yıkılan tescilli binanın restorasyon projesine ivedilikle izin verilmesini istiyor ve Adalar Belediyesi’nin Adalar Kent Müzesi’ne proje ortağı olarak katılma kararı aldığını parselin bu amaçla kullanılması için 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 75. maddesinin “c” bendi uyarınca bu ortaklık için tahsis edilmiş parselin kullanılması kararı aldığını bildiriyor. 75. maddenin (c) bendinde sadece şu yazılıdır: “c) (Değişik: 12/11/2012-6360/19 md.) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, kamu yararına çalışan dernekler, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınmış vakıflar ve 7/6/2005 tarihli ve 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu kapsamına giren meslek odaları ile ortak hizmet projeleri gerçekleştirebilir. Diğer dernek ve vakıflar ile gerçekleştirilecek ortak hizmet projeleri için mahallin en büyük mülki idare amirinin izninin alınması gerekir.” Adalar Kent Müzesi, Adalar Belediyesi ve İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı ile Adalar Vakfı’nın ortak kuruluşudur.

20.04.2011 tarihli kararında Koruma Kurulu parselin tahsisi süresinin dolmuş olduğuna dikkat çekerek, yıkılan bina, yapılan prefabrik bina hakkında Adalar Belediyesi ve KUDEB tarafından fotoğraflı rapor hazırlanmasını istemekte ve bu durumda Adalar Belediyesi’nin istediği basit bakım ve onarım izninin verilemeyeceğini bildirmektedir. En geç bu tarihte Adalar Belediyesi’nin bu parsel üzerinde herhangi bir çalışma yapması engellenmiş olmaktadır.

Bu karardan 1 ay sonra Adalar Belediyesi 27.05.2011 tarihli bir yazıyla Koruma Kurulu’na restorasyon projesine izin verilmesi isteğini ve parsel üzerindeki tahsisin uzatılması için Milli Emlak Müdürlüğü’ne başvurmuş olduğunu yeniden bildirmektedir. Bu yazıya herhangi bir cevap verilmemiştir.

9 ay sonra 01.03.2012 tarihinde Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü Koruma Kurulu’ndan ilgili parselin tahsis durumu, tescilli binanın durumu ve parselin kullanımı hakkında bilgi istemiştir.

20.03.2012 tarihinde Koruma Kurulu verdiği cevapta Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne 2011 yılında onaylanan 1/5000 ölçekli KANİP planına göre bu parselin konut alanında kaldığını bildirmektedir. Yani bu alan KANİP’e göre konut kullanımı dışında hiçbir şekilde kalıcı olarak kullanılamaz. Dolayısıyla KANİP’in onaylanmasından sonra Adalar Belediyesi’nin bu plana aykırı olacak şekilde bu alanda kendi kullanımına kalıcı bir tahsis beklemesi abestir. Üstelik aynı yazıda Koruma Kurulu bu parsel üzerinde Adalar Belediyesi’nin izinsiz yapılaşmaya gittiğini bildirmektedir.

3 ay sonra 14.06.2012 tarihinde Koruma Kurulu parselin durumu ve kullanımıyla ilgili yerinde inceleme yapılması kararı almıştır. Bu incelemenin sonucu olarak Koruma Kurulu 11.10.2012 tarihinde aldığı 735 sayılı kararla 1/1000 ölçekli plan hazırlanıp onaylanıncaya kadar Adalar Belediyesi’nin bu alanı kültür, sanat ve sergi alanı olarak kullanmasında 2863 sayılı yasa açısından sakınca bulunmadığını ilan etmiştir. Koruma Kurulu’nun aynı tarihli 736 sayılı kararındaysa “rölöve ve restitüsyon projelerinin onaylandığı anlaşılmış olmakla, restorasyon projesinin ivedilikle Kurulumuza iletilmesine, parseldeki uygulamalarla ilgili olarak Belediyesince mevzuat kapsamında gerekli işlemlerin yapılmasına karar verildi” denilmektedir.

Koruma Kurulu’nun derneğimize ilettiği belgeler üzerinde görülen hikâye bu kadardır ve buna göre son 6 yılı aşkın süre içinde konuyla ilgili Koruma Kurulu’na yansıyan başka bir gelişme olmamıştır. Adalar Belediyesi kendisinden ivedilikle istenilen restorasyon projesini hazırlayıp Koruma Kurul’una sunmuş mudur? Herhalde sunmamıştır ya da Koruma Kurulu’na sunulan restorasyon projesine hâlâ izin vermemiş olmalı ki yıkılan binanın yerine bugüne kadar yenisi yapılmamıştır. Bu parseldeki uygulamalarla ilgili olarak son 6 yıl içinde Adalar Belediyesi, Koruma Kurulu, Milli Emlak ya da İBB ne karar almıştır? Bunlar meçhuldür.

Görülüyor ki konuyla ilgili daha önceki yazımda belirttiğim gibi kurumlar bu parseldeki karar ve uygulamayı tamamen boşlukta bırakmıştır. Adalar Belediyesi bu boşluğa daha büyük bir boşluk olan “Kent KonŞeysi”ni yerleştirmiştir (bkz. Adalar Postası “Adalar Kent Konseyi’ne tahsis edilen emlak meselesi”).

İstanbul’un 2010 Avrupa Kültür Başkenti olma macerası bittikten sonrası için hiçbir belge yok. Adalar Kent Müzesi için bu parselin portatif malzemeyle kullanılması daha sonra da sürdürülmüş, günümüze kadar birtakım sergiler açılmış, hatta geçici envanter binası da değişik amaçlarla kullanılmıştır. Adalar Belediyesi’nin bu parseli “Kent KonŞeysi”ne tahsis edebileceğine dair hiçbir izin ve belge yoktur.

Sonuç olarak parsel iki yıllık resmi tahsisten sonra Milli Emlak Müdürlüğü’nün uhdesindedir. Atilla Aytaç dönemi belediye yönetiminin bu parselle ilgili ne işlem yaptığı Koruma Kurulu’nun belgeleri arasında mevcut değildir.

11.10.2012 tarihi sonrasındaki gelişme Koruma Kurulu belgeleri arasında yoktur ve soru dilekçelerimize rağmen bugüne kadar Milli Emlak Müdürlüğü ve Adalar Belediyesi tarafından konuyla ilgili hiçbir belge derneğimize ve kamuya sunulmamıştır.

“Tahihs edilmiş” bu alanla ilgili hikâye şimdilik bu kadar.

Arif Çağlar

(İAKTVKD başkanı)

1.12.2018.

___________Ek:

Halim Bulutoğlu’nun bir yanıtına dair…

Halim Bulutoğlu’nun yazdığım bir yazıya (bkz. Arif Çağlar, “Büyükada ‘Çelik Gülersoy Kültür ve Sanat Merkezi’ Alanıyla İlgili İlk Bilgiler…”, Adalar Postası-2877 3.12.2018. https://wp.me/p2Emvm-5oR) verdiği yanıtta (bkz. Halim Bulutoğlu, “Arif Çağlar’ın ‘Çelik Gülersoy Kültür ve Sanat Merkezi Alanıyla İlgili İlk Bilgiler’ Yazısı Üzerine”, Adalı Dergisi, 06.12.2018. http://www.adalidergisi.com/cms/adalar-uzerine/adalardan-haberler/makale/2613/arif-caglar-in-celik-gulersoy-kultur-ve-sanat-merkezi-alaniyla-ilgili-ilk-bilgiler-yazisi-uzerine) doğru olmayan, okuyucuyu yanıltıcı önemli çarpıklıklar var, umarım bunda bir kasıt yoktur, doğrusunu öğrenip ilk fırsatta düzeltir ve bir daha da bilgiye dayanmayan fikriyata yer vermez.

1. İAKTVKD iddia edildiği gibi 2014 yılından sonra yapılan iki adet Adalar Kent Konseyi seçimine katılıp kaybetmiş değildir. Dernek 2014 yılındaki son dönem belediye seçiminin hemen ardından yapılan kent konseyi yönetimi seçimine kendi adayıyla katılmış, seçimde yapılan hile üzerine derhal savcılığa başvurmuştur, savcılık seçim kayıtlarına el koymuştur. Dernek bunun hemen ardından hileli seçimin iptali istemiyle İstanbul İdare Mahkemesi’nde dava açmıştır. Bu dava halen sürmektedir. Dernek bu olaydan sonra yapılan bu çok temel yanlışa meşruiyet kazandırmamak için kent konseyinin hiçbir tertibine katılmamıştır. Demek ki dernek ikinci bir seçime vs. katılmamıştır.

2. Seçim kaybetmek meselesine gelince: Hileli seçimin iptal edilerek seçimin temiz bir şekilde tekrarlanması için mücadele eden İAKTVKD seçimi kaybetmiş de değildir, bu olayda kaybeden taraf bugüne kadar hileyi savunan taraf yani Adalar Belediyesi yönetimi, Kent Konseyi yönetimi ve bunların destekçileri olmuştur. Ve tabii böyle bir rezaletin olmuş olması her şeyden önce Adalar ilçesi halkı için büyük bir kayıp olmuştur çünkü dürüstlük olmadan demokrasi temelli kamu yönetimi olamaz, olmamalıdır.

3. Konuyla ilgili belgelere dayanılarak anlattığım hikâyeyi araya laf karıştırarak tekrar anlatmaya kalkmak okurda hikâye yanlış anlatılmış izlenimi uyandırmıştır; umarım bunda kasıt yoktur ama tarz yanlıştır. Doğru şekil, belge ve güvenilir bilgiye dayanarak benim yazımdaki yanlış ve eksiklere benim anlatımımı bozmadan, gereksiz tekrarlara yer vermeden işaret etmektir. Serahatte fayda vardır, yanlış izlenim ve aldanmaları önler.

4. Gerçek buyken “2014 Haziranında yapılan Adalar Kent Konseyi seçimlerini iki dönemdir üst üste açık farkla kaybetmiş bir grubun parçası ya da destekçisi olan Arif Çağlar’ın, Kent Konseyi yönetimine karşı kan davasına dönüştürdüğü tutumunu” gibi yazarın kendisini ve okurlarını tamamen yanlış bilgiyle aldatmaktan başka hiçbir içeriği olmayan bir cümleyle ne yapmak istediğini anlamak mümkün değildir. Bir de üstelik dürüstlük ve hukukla ilgili bir konuda “kan davası” gibi aşiret zihniyetine ait bir ifadenin kullanılmış olmasını anlamak hiç mümkün değildir.

5. Söz konusu tahsis alanı her şeyden önce kamuya ait alanın ne olduğunun nihayet anlaşılıp kavranması için iyi bir örnektir. Bu alan iddia edildiği gibi “Adalar’da eldeki tek kamuya açık ve yerel yönetim – sivil toplum kontrolündeki alan” değildir. Birincisi, “yerel yönetim”den kasıt belediyeyse evet ama “sivil toplum kontrolü” zaten söz konusu değildir çünkü bu alan sadece Adalar Belediyesi’nin kontrolündedir ya da belediyenin hileli seçim ortağı kent konseyinin kontrolündedir. Böyle bir durumda hangi sivil toplum neyi kontrol ediyor? O alanda belediye yönetimi hepinizi kontrol ediyor.

6. Üstelik o alanın “Adalar’da eldeki tek kamuya açık” alan olarak kalmış olması (eğer öyleyse) ilçemizdeki belediyeciliğin ilçeyi getirmiş olduğu halin yürekler acısı durumunu göstermektedir. Sırf bu olayı değerlendirerek ilçenin kamu alanlarının bir dökümünün yapılıp tartışmaya açılması gerekir. Bunun içine hazineye ait arazi ve mülkler, restorasyonu yapılması gereken kamu binaları, belediyenin toplantı salonları vb. ciddi bir şekilde ele alınmalıdır. Bunların şimdiye kadar bu işi görev edinmeleri gerekenlerin savsaklamış olması üzerinde durulması gereken önemli bir konudur ama şimdi koca bir ilçede, üstelik İstanbul’un en eski ikinci belediyesi olmak gibi bir tarihe sahip ilçede, halkın toplanabileceği tek yer olarak tek bir adada damsız bir arsayı savunmak pek zavallı bir durumdur, sorunu temelden doğru şekilde çözmek değil oyalanmaktan ibarettir.

7. Bu alanda “koruma kurulunun haksız bir şekilde bir zamanlar gündeme getirdiği üzere konut alanına dönüştürecek girişimlere herhangi bir şekilde prim verilmemelidir” tamamen yanlış bir tanımdır, yanlış bir yönlendirmedir. O alanı Adalar İlçesi’nin SİT alanı olarak korunmasından sorumlu olan İstanbul 5 Numaralı Koruma Bölge Kurulu değil İBB ve Adalar Belediyesi tarafından onaylanmış 1/5000 ölçekli KANİP “konut alanı” olarak belirlemiştir. 2011 yılında bu plan Adalar Belediyesi’nin onayından geçmiştir. Adalar Belediyesi o tarihte kamu gereksinimini karşılayacak ve planlanması gerekecek hangi önerilerde bulunmuş, hangi alan ve binaları plana aldırtmıştır? Önce bunu bir düşünmek, soruşturmak, bilmek gerekir. Daha da önemlisi şu anda 1/5000 ölçekli KANİP İBB’nin elinde yeniden planlanmaktadır. İBB bu plan için Adalar Belediyesi’nden planlamada dikkate alınması gerekecek görüş bildirmesini istemiştir. Adalar Belediyesi acaba halkın toplanma, eğlenme, sergi, kültür vb. gereksinimleri için plana alınması gereken alan vb. olarak hangi görüşü bildirmiştir? İAKTVKD Adalar Belediyesi’ne resmen bunu da sormuştur ve belediye İBB’ye bildirdiği görüşü açıklamayı resmen reddetmiştir. Pek yakında bu halleri de Adalar halkının bilgisine sunacağız elbette.

Bu yanlış ifade ve iddialar dışında Halim Bulutoğlu bir takım güncel olaylara ait bilgiler vermiş ancak verdiği bilgileri mevcut belgeleriyle birlikte verseydi daha iyi olurdu çünkü her türlü hile hurda, karartma, saklama, yanlış bilgi yayma vb. numarayla gerçeğin nasıl saklandığı birçok olayda olduğu gibi bu küçük olayda da görülmekte ve bundan nispeten de olsa kurtulmanın yolu olduğunca belgeye dayalı bilgiyi öne çıkarmaktır. Demokrasiyi temel almaya çalışan ülkelerde bu işi basın üstlenir ama ne yazık ki ülkemizde basın bu işlevi yerine getiremiyor ve özellikle çok önemli olmasına rağmen yerel düzeyde bu işi hiç yapamıyor, yapmaya kalktığı zaman da yalan yanlış, araştırılmamış, tekzibe yer vermeyen haber yaymanın ötesine geçemiyor. Doğruyu öğrenerek, doğru bilgiyi paylaşarak iyi ve güzeli savunmak ilçe halkına kalıyor. Bu konuda ne kadar titizlensek azdır.

Arif Çağlar

(07.12.2018)


Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: