Gönderen: adalarpostasi | 17 Şubat 2019

UNESCO kötü bir şey midir?

Adalar Postası’nda yayımlanan yazı [bkz. Arif Çağlar, “Göle Yoğurt Çalanlar – Adalar’a Bir Kaşık UNESCO Mayası”, Adalar Postası-2890 (11.02.2019).] “UNESCO kötü bir şey midir?” sorusunu akla getiriyor. Oysa bu sorunun yanıtı basittir: UNESCO ne iyi ne de kötü bir şeydir, UNESCO kuruluş amacı açısından iyi bir şey olarak kurulmuştur ama amaç iyi de olsa UNESCO adı altında yapılan her bir işin iyi mi kötü mü olduğu yapılan işin değerlendirilmesiyle ilgilidir. UNESCO’nun kuruluş amacı iyi olduğu için o isim altında yapılan her iş iyi olmayabilir. UNESCO bir kurum olarak sadece bir araçtır, onun kullanım şekli iyi ya da kötü olabilir.

Aynı şey UNESCO’nun üst kuruluşu Birleşmiş Milletler için de geçerlidir. Birleşmiş Milletler savaşlar olmasın diye kurulmuştur dolayısıyla kuruluş amacı tartışmasız iyidir. Ama kurulduğu günden beri hangi savaşa engel olmuştur? İşte bu soru ve yanıtı Birleşmiş Milletler’in kurum olarak nasıl ve ne için kullanıldığını ve bu kullanımların her birinin iyi mi, kötü mü olduğunu belirler. Engelleyemediği savaşlar nedeniyle kuruluş amacını, sorumluluğunu yerine getirmediği gösterilerek kıyasıya eleştirilmelidir. Hatta savaşı engellemesi gerekirken savaşı çıkaran güçlü tarafın aracı olarak iş görmüşse Birleşmiş Milletler kurum olarak kötülüğe araç olmuştur. Yine de kurumun kendisi değil bu şekilde kullanılmış olması kötülüğün kendisidir. Kurumun kendisi amacı iyi olduğu için iyiliklere araç olabilmek potansiyeliyle kalabilir, varlığını sürdürmesi iyi bir şeydir ve nitekim Birleşmiş Milletler’in de UNESCO’nun da yaptığı birçok iyi iş vardır. Ancak bu adlar altında yapılan kötü işler, kötülüğe alet olunan işler bu kurumlara güveni sarsar.

Öte yandan her kurum gibi UNESCO da kurulmasıyla birlikte gücünün az ya da çok bölümünü amacının gereğinden çok kendi varlığını sürdürebilmek için harcamıştır, hâlâ da öyledir. Kurumların kendi yapılarını ayakta tutabilmek için sarf ettikleri güç kimi kez amaçlarını unutmalarına ve hatta giderek amaçlarına yabancılaşmalarına ve böylelikle de kendilerinden beklenen sorumluluğu ve görevi yerine getirmelerini bekleyenlerin haklı eleştirilerine yol açar. Günümüzde kamu kuruluşlarının hepsinde olduğu gibi özellikle denetimi çok daha güç olan UNESCO gibi uluslararası kuruluşlarda bu zaafı görmek kolaydır, kuruluşun bu nedenle yerine getiremediği birçok sorumluluğu örnek göstermek mümkündür. [bkz. “UNESCO Neyi Koruyor?: Karşı Forumdan Sonuç Bildirgesi”, Kültür Servisi, 09.08.2016.]

Özel ticarî şirketlerin bile büyük sorunu olan amacından koparak yalnızca kendi kendisiyle uğraşır hale gelmesi şeklindeki yozlaşma kamu işletme ve kurumlarının en zayıf noktası, en büyük hastalığı, en büyük sorunudur. Asıl amaç unutulur, kaybolup gider, kuruluş kendi kendisini işletmekten kuruluş amacının sorumluluğunu yerine getiremez hale gelir. İşte bu zaaf, kamu yararına çalışan kurumları başkalarının çıkarı için kolayca satın alabilmelerini sağlar. İyi bir amaç için kurulmuş olan kurum kötü bir hedefin kurbanı olur. Kamu kurumu kendi varlığı gereği girdiği ilişkilerin içinde sırf o ilişkiyi koruyabilmek ve sürdürebilmek için ve üstelik bir de kendisini güçlendirici aynî ya da nakdî destek sözleri verilmişse ilkesini yitirip parayı verenin düdüğünü çalması işten bile değildir. Özellikle Türkiye gibi denetimi zayıf, hatta çok zayıf, neredeyse hiç olmayan ülkelerin kamu kurumlarıyla ilişkilerde iyi amaçla kurulmuş uluslararası kuruluşların karşılaştığı en büyük tehlike budur, pek sık başlarına gelen felaket de budur.

Şehr-i İstanbul’un UNESCO Tarihi Alanlar Dünya Mirası Listesi’ndeki 30. sene-i devriyesinde UNESCO, genel müdürü Irina Bokova eliyle İstanbul’un 8500 yıllık tarihine ait bilgilere ulaştığımız Yenikapı’da, 1 milyon metrekare deniz alanının doldurulmasına göz yuman ve tarihi görmezden gelen İstanbul’daki talandan sorumlu dönemin İBB Başkanı Kadir Topbaş’a da kültürel mirasın korunmasına [?!] kişisel katkılarından [?!] dolayı sertifika vermişti!

Birinci fotoğraf İstanbul’un UNESCO’sudur

İstanbul’un tarihî yarımadasının 1984 yılında UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’ne alınarak sadece İstanbul ve Türkiye için değil bütün bir insanlık için, tüm ülkeler için korunması gereken bir tarihî kültür varlığı olarak ilan edilmesi kuşkusuz iyi bir şey olmuştur. Böyle bir ilişki her iki taraf için de bir sorumluluk ilişkisidir. Buna rağmen İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin tarihî yarımadayı tahrip eden sorumsuzluğu UNESCO’nun pekâlâ bilgisi dahilindedir ve hatta bu nedenle İstanbul tarihî yarımadasının UNESCO Dünya Mirası Listesi’nden çıkartılması bile gündeme gelmiştir. Böyle bir durumda sorumsuzluğun müsebbibine ‘tarihî yarımadayı koruma gayretleri nedeniyle’ plaket verip birlikte fotoğraf çektirmek o fotoğrafın konusu olan işin (korumanın) kötüye kurban oluşunda UNESCO’yu kötünün ortağı yapmıştır. Birinci fotoğraftaki sahne budur. UNESCO kendi temsilcisinin şahsında kuruluşunun amacına bu özel konuda ihanet etmiş, kendini kullandırarak kötünün kendini aklayabilmesine alet olmuştur. Düdüğü çalan bellidir, parayı veren de bellidir. Böyle kötü davranışlar iyi amaç için kurulmuş olsa da o kuruma olan güveni sarsar.

“Adalar, Unesco Dünya Mirası Listesi İçin Başvuruyor”, Adalı Dergisi-164 (Şubat 2019).

İkinci fotoğraf Adalar’ın UNESCO’sudur

İkinci fotoğraf Adalar’ın tahribinde baş rolü oynayanın Adalar’ı UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’ne adaylığını hazırlıyor fotoğrafıdır. Adalar’ın korunmasını temelinden sarsan bir belediye yöneticisi bu konuda Adalar’a kötülük etmiştir, bu nedenle de fotoğrafta UNESCO adı yapılan kötülüğü aklamanın aleti olmuştur. Bu yönetici ve onu UNESCO adının yanına koyanlar bu somut olayda kötü bir şey yapmışlardır ama bu olay kişilerin her yaptığının yanlış ve kötü olduğunu da göstermez. Nitekim Adalar Belediyesi aynı yöneticinin başkanlığında Yassıada ve Sivriada’nın betonlaştırılmasına, kaçak İDO iskelerinin yasallaşmasına karşı davalar da açmıştır, başka iyi denilebilecek uygulamaları da olmuştur ama bunun tam tersi yönde olan birçok icraatı bir yana yalnızca Adalar’ın korunmasını temelinden sarsan motorlu araç trafiğine taraftarlığı ve Adalar’ın 1/5000 ve 1/1000 ölçekli planlarını savunması Adalar’ın SİT alanı olarak korunmasına yapılmış en büyük sabotaj, en büyük kötülük olmuştur. Tıpkı birinci fotoğraftaki İBB başkanı gibi ikinci fotoğrafta da hiçbir iyi ve kötü uygulamalar bilançosu bu zevatı iyiden yana beraat ettirmez. İşin daha da kötü yanı UNESCO gibi iyi amaçlı kuruluşun sayısız iyi işine rağmen böyle kötü örneklerle adının İstanbul’da bir kez daha zedelenmesi olmuştur.

Başa gelen sürpriz değil

İstanbul örneği yaşanmış olduğu için Adalar konusunda yola çıkılırken bu işe ortak olacaklara dikkat edilmesi gerektiği belirtilmiş ve tehlikeye dikkat çekilerek uyarılmıştır. Bu yazının ekine koyduğum 2,5 yıl önceki uyarı mektubunu belki Adalar için yapılacak girişim böyle bir aşamaya gelmez umuduyla, bu konuda çalışan arkadaşlara engel değil sadece bir uyarı olması için yalnızca girişimcilere ve İAKTVKD yönetim kuruluna gönderdiğim mektubu okuyabilirsiniz. Ne yazık ki o zaman tehlike olarak gösterilen şey şimdi başa gelmiştir. Bu mektupta işaret edilen yanlış ve kötülüklerin çoğu ne yazık ki geçen 2,5 yıllık süre içinde gerçek olmuştur. Bu dikkatsizlikle devam edilirse daha da kötü sonuçlar alınacaktır.

Her kurum her araç gibi UNESCO da ne iyidir ne de kötüdür. Bu kurumun nasıl kullanıldığı o kullanım içinde iyi ya da kötü olabilir. UNESCO İstanbul örneğinde iyi niyetle başlanmış ama kötü işlerin yapılmasına göz yumarak, ses çıkarmayarak izin vermiş ve bir de üstelik bu kötülükleri yapanların aklanmasına yardımcı olduğu için bu örneklerde kötüye hizmet eder şekilde kullanılmıştır. Dolayısıyla bu kullanımın yardımcıları, destekçileri ve suskunları da kötülük yapmıştır. Adalar’ın UNESCO konusu şimdilik budur.

Arif Çağlar

________________________EK:

Aşağıdaki mektup “Dünya Mirası Listesi için Adalar aday olabilir mi? sorusuna cevap aramak üzere, 26 Ağustos 2016 tarihinde Büyükada Anadolu Kulübü’nde yapılan ilk toplantı”nın ardından 14 Ekim 2016 tarihinde yalnızca bu toplantıya katılanlara gönderilmiştir ve burada ilk kez herkesin okuyabileceği şekilde yayımlanmaktadır.

Çağrısını yaptığınız 15 Ekim 2016 Cumartesi günü yapılacak Adalar’ın Dünya Kültür Mirası listesine aday olması konusundaki toplantıya İstanbul’a varmak üzere yollarda olacağım için katılamayacağım.

Bu konuda yapılan ilk toplantıyla ve Zeynep Zihli’nin gönderdiği “Toplantı Notları”yla ilgili olarak şunu söylemek isterim: “Toplantı Notları” elbette bir tutanak olmadığı için toplantıda önemli olduğunu düşünerek söylediklerim bu notlarda yer almamış, bunları birkaç madde halinde toplantının email grubuna gönderiyorum.

1. Konuyla ilgili olarak Eyüp ve Mudurnu ilçeleri örneğiyle yapılan sunumlarda Eyüp İlçesi’nin ramazan aylarındaki sorunlarının çözülmesi ve Mudurnu İlçesi’nde ahilik teşkilatının tarihinin öne çıkarılması (görüntüde dua eden müslüman kalabalıkla birlikte) gibi iktidarı ele geçirmiş islam egemenliği zihniyeti tarafından desteklenmesinde hiçbir sakınca olmayan ‘kültür mirası” projeleri dışında kalan kültür mirası projelerinde zorluk çekilebilir, zorluk çekilecektir. Adalar İlçesi’yle ilgili verilebilecek birçok örneği bir yana bırakarak hem toplantıda sunulan örneklerdeki gibi din eksenli hem de güncel olması açısından Büyükada’ya yapılmak istenen “çarşı camisi”yle ilgili örnekten söz etmiş ve toplantı tarihinden iki gün önce dernek adresimize gelen bir bilirkişi raporundan şu bilgiyi aktarmıştım:

1.1. Adalar İlçesi’nin korunmasıyla ilgili yasalar, Anıtlar Kurulu ve Koruma Kurulu kararları, yürürlükteki kent planı ilke ve hedefleri zaten var. Bilirkişi raporunda bu koruyucu yasa ve kararlara işaret edilmiş ve yeni bir “çarşı camisi” yaptırma girişiminin 2863 sayılı yasaya, peysaj yasasına, kıyı yasasına, Adalar için yapılmış 1/5000’lik plana ve daha nice koruyucu karara aykırı olduğu belirtilmiş. Bu nedenle de çarşı camisi projesine karşı açılan davanın davacı dernek (İAKTVKD) lehine sonuçlandırılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla bu örnekte olduğu gibi akla gelebilecek diğer birçok konuda da Adalar’ın her türlü sit alanı konumunda korunabilmesi için bu yasa ve geçerli plan ilkeleri yeterlidir. Yetersizlik, geçerli koruma yasa ve ilkelerini yürütmekle yükümlü olanların görev idrakindedir.

1.2. Yasa ve koruma kurallarına aykırı bu derece açık bir durum varken bu cami yaptırma girişiminin içinde kimlerin bulunduğu ya da bu projeyi değişik şekillerde kimlerin desteklediği düşünülecek olursa Adaları korumak isteyenlerin nasıl bir zihniyetin temsilcileriyle karşı karşıya olduğu kolayca anlaşılır. Mimarlar Odası’nın bu yarışmaya katılmama çağrısına rağmen bazı pek bilinir mimarların cami projesini destekler yazılar yayınlamış olması düşündürücü ve ibret vericidir. Üstelik İAKTVKD gibi Adalar Belediyesi de bu projeye karşı dava açmıştır ama Adalar Belediyesi başkanı çarşı camisi mimarî proje yarışmasında jüri başkanıdır.

1.3. Benzer şekilde İstanbul’un ilçeleri arasında bir ilk olarak yıllar önce Adalar’a kentsel dönüşüm getirmeye çalışılmış olması ve bu girişime bu ilçenin belediyesi ve İBB’nin yanı sıra bir takım STK ve serbest girişim grupların ve şahısların da katılmış olması da yine ibret verici bir örnektir. Adalar İlçesi bu belâdan, 5366 sayılı yasanın uygulama alını olmaktan, bir tesadüf eseri ve belediye meclisi oylamasında sadece bir oy farkla (evet, sadece “1” oy farkla) kurtulmuştur. Bugün kamu yönetim makamlarında bulunanların Adalar İlçesi’ni koruyucu yasalara, geçerli plan ilkelerine ve Koruma Kurulu kararlarına rağmen nasıl bir vurdum duymazlık ve farklı hedefler içinde olduklarını göstermesi açısından bu örnek önemlidir. Günümüze kadar gelen diğer örneklerin neler olduğunu Adalar İlçesi’yle ilgili yakın ilgi ve bilginize bırakıyorum.

2. Adalar İlçesi’nin Dünya Kültür Mirası listesine aday olup olamayacağı ve bunun için bir çalışmanın yapılıp yapılamayacağı sorusunun yanıtı basittir: elbette böyle bir çalışma yapılabilir ve Adalar’ın korunmasından çok, böyle bir çalışmadan kendi ideoloji ve çıkarlarına uygunluğu içinde kamu kuruluşu yöneticilerinden de bakanlar seviyesine kadar destek bulunabilir. Günümüzün egemen siyaseti olan islamlaştırma ya da en genel haliyle din (Adalar’da “dinler arası diyalog” ve çeşitli ilişkiler) ya da etnik temelli yaklaşımlar (Adalar’ın etnik renkliliği vs.) kolayca taraftar ve savunucu bulabilir, uluslararası arenada dikkat çekebilir. Ama zaten var olan koruyucu yasa ve ilkeleri savunmak ve bunun mücadelesini vermek yerine, bunları görmezden gelen yeni bir hedef icadı asıl meseleyi gözden kaçırır. Adalar’ı bir kültür mirası olarak koruma konusunda sadece yeni ve uluslararası UNESCO kapsamlı olacak bir projeyi ben şahsen desteklemem ama başkanı olduğum derneğin (İAKTVKD) bu konudaki kararı derneğin yönetim kuruluna aittir. (Bu nedenle bu yazıyı ve ilk toplantının çağrı metni ve malzemesini yönetim kurulu üyelerine yolluyorum; dernek üyelerine yollamak için de (derneğimizin sekiz üyesi toplantıya zaten davetliydi) bu toplantıya çağrı yapanların izinini bekliyorum.) Üstelik şunu da belirtmek gerekir ki tarihî yarımadada, Yenikapı’da, Haliç’te yaşanmakta olan tarihsel kültür mirası tahribatı facialarına rağmen İBB başkanının UNESCO tarafından takdire şayan görülmüş olması ne yazık ki UNESCO’ya olan güveni de sarsmıştır.

3. Böyle bir projenin ilçe sakinlerine getireceği avantajlar olarak toplantıda sunulan

– ilçeye bir logo kazandırılması
– sosyal medya araçları üzerinden bir haberleşme ağı kurulması
– ilçe halkının ilçesi hakkında bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi

gibi Eyüp ve Mudurnu ilçeleri üzerinden verilen örnekler Adalar İlçesi için örnek olamaz, özendirici olamaz. Adalar İlçesi’nde bunların hepsi fazlasıyla vardır. Özellikle iletişim ve haber alma konusunda Adalılar “Adalar Postası” iletişim ağı üzerinden çok geniş ve kaliteli bir ulaşıma sahiptir. Buna rağmen bu özenli ve önemli haber ağını kaç Adalının sürekli bir dikkatle izlediği ayrı bir konudur. Kamunun bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi konusundaysa ne yazık ki basın ve medyadan destek umulamaz.

5. Bu projenin temel “felsefesi” olarak ileri sürülen Adalar’ı korumada yeni bir enerji oluşturacak yeni aktörler, STK’ların önemi, entegre yönetim, alan yönetimi planı, resmi ve piyasa aktörleri dışında düşünme ve örgütlenmenin gücü gibi parlak sözlü bir yaklaşım, Dünya Kültür Mirası listesine aday olmanın şeklini anlatan uzmanların sunumlarında, böyle bir projenin ancak belediye ve devlet kurumlarının desteğinde ve oluruyla yürüyebileceğinin ortaya konmasıyla çelişkilidir. (Bu noktaya toplantıda değinmek için zaman bulamamıştım, buraya not etmiş olayım.)

6. Toplantıdaki konuşmamın başında, piyano çalmak hevesinde olanın piyano çalmasını öğrenmek yerine sürekli olarak yeni bir piyano satın alması benzetmesiyle eleştirel olarak işaret etmek istediğim şey, Adalar’ı kültür mirası ve her türlü sit alanı olarak koruma konusunda yeni bir proje icat etmek yerine, zaten var olan Adalar’ı koruyucu olanakları kullanarak, bunların temelinde oluşturulacak

– bir kamu anlayışını,
– kamu kurumlarının denetlenmesini ve
– yöneticilerin görev ve sorumluluklarını yerine getirir bir uygulama içinde olmalarını

sağlayıcı bir baskı ve mücadelenin gerekliliği ve yeterliliğidir.

Selamlarımla,

Arif Çağlar


Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: