Gönderen: adalarpostasi | 27 Haziran 2020

Kaldırımları Kaldıramamak…

Kaldırımları Kaldıramamak…

Kuruluşu binlerce yıl önceye dayanan Pompei şehrinin harabeleri arasında hâlâ izleri görülebilen sokakların en önemli özelliklerinden biri de sokağın iki tarafında yükseltilerle oluşturulmuş bugünkü Arnavut Kaldırımı olarak bildiğimiz taş kaldırımların varlığıdır. Arkeologlar kaldırımları birbirine bağlayan iri taşları da “zebra” yaya geçidi olarak yorumluyorlar. Sezar zamanının Antik Roma’sında çok istisnaî durumlar sözkonusu olmadıkça gündüzleri araçların kente girmesinin bizzat imparator tarafından yasaklandığı söylenir. Müslüman-Musevi kültür ittifakının merkezleri olan Endülüs kentleri sadece kaldırımların değil gece çukurlara düşmeden, çamurlara batmadan gaz lambalarıyla aydınlatılmış geniş kent kaldırımlarının, zamanın Avrupa’sına göre dudak uçuklatan konforunu sunmuştur. Hitler zulmünden kaçan Yahudi şehircilerle Ankaralı bürokratların Ankara’daki kader buluşması, şehrin ana arterlerinde geniş kaldırımlarla demokratik şehir planlamacılığının eşsiz örneklerini ortaya koymuştur.

Kaldırımların yok denecek kadar az olduğu Nazi döneminin başında yayaların ve bisiklet sürücülerinin ana yollarda yürümesi yasaklanmıştı. Kaldırımlar yapılmaya başlanınca da Yahudilerin bazı kaldırımları kullanmaları yasaklanmıştı. Güney Afrika’daki ırkçı beyaz rejim de yerlilerin kaldırımları kullanmasını yasaklamıştı ve yasağa uymayanlara ağır cezalar verilmekteydi.

Yaya haklarının bir insan hakkı olduğu ilkesi konusunda sosyalistlerin ve sosyal demokratların sicillerinin çok kötü olduğunu söyleyemeyiz. Avrupa kentleşmesinin insana yönelik her karış kaldırımında ve yeşil dinlenme alanlarında sosyal demokratların imzası vardır. Eski sosyalist ülkelerden kalan müthiş geniş kaldırımların, agresif oto trafiğinin olumsuz etkilerini neredeyse sıfıra indirici bir amaçsal planla yapılmış olduğunu da ekleyeyeyim.

Bizde ise büyük kentler, o kentlerde yaşayanlardan çok, hızlı ve travmatik göçlerin kente damgasını vuran; kente uyum sağlama yerine onu kente sürükleyen ve kentte ayakta kalma dürtülerini belirlediği paradigmalarla hesaplaşmak üzere şekillenegeldi. Sosyal demokrasi, yönettiği belediyelerde sağ iktidarların yağmacı politikalarının alternatifi olamadı. Demokratik kent ütopyası sosyal demokrasi ile buluşamadı bir türlü. Son İstanbul Büyükşehir Belediye seçimlerinin belirleyici mühürlü-mühürsüz oyları için yapılan atbaşı yarışın sonuçlarını İBB başkan adayının Karadeniz gezisi belirledi.

Sonunda kazanılan İBB seçimleri İstanbul’da modern ve halkçı bir belediyeciliğin somut örneklerinin hayallerini bile ortaya koyamadı. Kenti yürüyerek dolaşmayı sevenlerden ya da yürümek zorunda olanlardan çok otomobil üreticilerinin ve kullanıcılarının lobilerine teslim oldu.

Adalar’da faytonların bir olup bittiyle kaldırılmasının ucubeliği bir yana Adalar Belediye başkanı Erdem Gül ve İBB başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, Adalar’ın kültürel ve doğal mirası olan faytonları “toplu ulaşım” iddiasıyla “toplu minibüs”e çevirmek suretiyle son derece “yaratıcı” (!?) bir şekilde sözüm ona ulaşım sorununu çözmeye çalışırlarken 5000 yıl önce Pompei belediyesinin bile çok gerisinde bir kafa yapısıyla hareket etmeleri hiç de şaşırtıcı değildir.

Yayaların üzerinde rahatça yürüyebileceği kaldırımların varlığı, bir yönetimin insan haklarına verdiği önemin tartışmasız bir kriteridir.

Kenti sadece “kutsal inekler” haline gelmiş motorlu araçların akışının keyfî konforuna terk etmekle otoriterlik arasında görünür/görünmez bir organik bağ vardır. Bu kente plansız akan göç, otoriterlik, otomobillere tapınma, yeşil alanı, toprak yolu düşük konforun bir ögesi olarak görme anlayışı elbette hemen ona uygun bir belediye bürokratını da çıkarıveriyor kendi içinden belediye başkan olarak… Adalar’ın hiçbir yerinde hiçbir anne bebeğini bir bebek arabasıyla güven içinde yüz metre dolaştıramazken ya da tekerli sandalyesiyle bir yaşlı kaldırımda korkmadan yüz metre dahi gidemezken, yaya yollarının altyapısı bizatihi belediyenin uyduruk inşaat ruhsatlarıyla ve hukuka aykırı “işgaliye ruhsatları”yla alenen gasp edilmişken; insanların nasıl yürüyebileceğine ilişkin hiçbir tedbir almadan apar topar bir kararla, trafik aracı olup olmadığı bile belli olmayan, trafik testlerinden geçmemiş bir sürü motorlu aracı yaşamımıza sokmaya çalışmak Adalar’a ve Adalılar’a bilinmez bir düşmanlığın bilinçaltı bir yansıması değilse nedir?

Olsa olsa şehircilikte Pompei’nin bile gerisine düşmektir.

Murat Ceyişakar


Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

%d blogcu bunu beğendi: